|
|
April 06
ARTIK ÇIK HAYATIMDAN KÖKSAL!...DAHA ALACAĞIN NE KALDI BENDEN?...
YORULDUM....
GÖRÜNEN O Kİ SEN BENDEN VAZGEÇMİŞSİN PEKİ İSTEDİĞİN GİBİ OLSUN BENDE SENDEN VAZGEÇTİM ARTIK....
bana söylediğin yalanlar yanına kalmayacak bunu unutma...
(AYTENLE MUTLULUKLAR TABİ MUTLU OLABİLİRSEN)
sönmüyor ateşimiz ama alev alev de yanmıyor ayrılık zor ama beraberken de olmuyor yazılmışsa bir kez ilahi kalemle kaderimiz hiç bir kalem kaderi silip baştan yazmıyorrr

August 15
BOŞA MECNUN OLUP LEYLA ARAMA DİZGİNLE AŞKINI ÇÖL ŞİMARMASIN SEVDA LEHÇESİNDE ÇOK SÖZ VAR AMMA BEYHUDE KONUŞKİ DİL ŞİMARMASIN
Sen sevgimin soguk hakikati sen bir yilanin uykudaki hali sen tertemiz kalbimin kirli SAHIBI SEN SEN OYLESINE ALCAKSINKI ALCAK ALCAK...BIRAKIP KACMAK SANA YAKISIR ANCAK...
Sarıl bana can bırakma beni Üzme seven bu yüreğimi Ne olur bu aşkımızı, öldürmeyelimSarıl bana can bırakma beni Üzme seven bu yüreğimi, “Yazık günah” denir buna, bitirmeyelim.
Söyle, bunu sen nasıl yaparsın Bütün hayallerimi nasıl yıkarsın Öyle güzel günler yaşamıştık bunları sen unutamazsın. Ben sana çok mu geldim yoksa bir hata mı ettim? Ne olursun sevgilim bu aşkımızı öldürmeyelim
Sen mutlu edebilmek için, Göz bebeğim gibi sevdim Senden bugüne kadar hiç birşey istemedim ama ilk defa birley istiyorum
Yar gitme, ben sensiz yaşayammam Yar gitme, göz bebeğimsin, dayananam Dur gitme, seviyorum, unutmam Yar gitme, içimdesin atamam Canım aşkım bitanem herşeyim seni çok seviyorum Sen olmazsan ben ne yaparım, ben sensiz yaşamam ki Bak, bak; daha gitmeden yıkıldı dünyam Sevenlere hep kıyarlar, kıyıpta acımazlar, Ne olur sen de onlardan olma Sarıl bana Canım!
Sen gidersen yaşayamam Seniz hayatta olamam Bak gitmeden yıkıldı dünyam
Sevenlere hep kıyarlar, kıyıpta acımazlar, Ne olur sen de onlardan olma Beni yalnız bırakma....
GİTMEEEEEEEEE.............
SEN BUNU BİLMEYECEKSİN
Mektubuma, edebiyatın son derece kalıplaşmış kelimeleri olan nasılsın iyi misin? Gibi klasikleşmiş sözcüklerle değil de; seni sevdiğimi seni çok çok özlediğimi söyleyerek başlamak istiyorum. Bir insanın yaşayacağı en zor duyguları yaşıyorum belki de... Sana karşı duymuş olduğum özlem, uzun zamandır rüyalarımı süsleyecek kadar güzel olmasına rağmen en büyük eksikliği içime yediremedim. Bazen düşünüyorum da; her şey eskisi gibi olur mu diye? Ama bazen de bunun çok zor olabileceği düşünüyorum. Çaresiz, çok rahatsız bir hastanın beklediği küçücük bir ümit vardır ya, benim ümidimde belki o kadar ama bu ümit benim yüzümde en azından bir tebessüm bırakabiliyor. Aklıma her geldiğinde özellikle geceler. Sabaha kadar düşünüyorum. Her şey nasıl olmalıydı diye kendi kendime. En azından böyle olmamalıydı bence. Aslında sen de haklıydın. Sonsuz bir türlü sabah olmayan gecelerde sana hak verdi zaten. Ne yapacağımı bilmediğim, yapa-yalnız geçirdiğim, bir türlü kimseye açılıp söyleyemediğim çaresizlik içinde akan bu gözyaşlarım senin içindi. Seninle ilk tanıştığım günler, seninle sohbet etmek için can atardım. Her an aklımdaydın. Tek düşündüğüm kişi sendin. İçimde bir korku olmasına rağmen. Bu da ayrılıktı. Evde dışar da aklım hep sendeydi. Bu da bana mutluluk veriyordu ne yapabilirdim ki. Hala bu kadar uzun zaman geçmesine rağmen sana ait hiç bir şeyi unutmadım. Unutamadım. Hatırlar mısın? Bir kez sen de bana unut diye akıl vermiştin. Unutmanın bu kadar zor olabileceğini öğrendim. Unutmak kelimesini o kadar çok özlemişim ki keşke unutabilsem o kadar çok denedim ki. Seni hatırlatacak bir şey karşıma çıkıyor yine. Yalnız kaldığım zaman bir tek şey seni düşünüyorum. Ne olabilir ki... Bu duygunun nasıl bir şey olduğunu tahmin bile edemezsin. Belki de ilk defa böyle duygular içindeyim. Kendimi çok yalnız hissediyorum. Hayatımda ilk defa bu kadar derin duygular içinden hareket ederek birisine açılıyorum. Bunun zor yanı da duygularımı paylaştığım kişinin sevdiğim kişi olması. Belki de en zor dakikalarımı yaşıyorum şu anda. Şimdiye kadar duygularımdan kimseye bahsetmemiştim çünkü... Serin bir gecede, Yaşarın romantik şarkılarının eşliğinde şu yazıyı yazmak o kadar çok zor geliyor ki. Hiç gözyaşların benimkilerle yaşadı mı? Benim gözyaşlarım hiç yalnız kalmadı biliyor musun? Hep gözyaşlarıma eşlik ederdim. Hiçte soramazdım gözyaşlarıma neden ağlıyorsunuz diye? Korkardım... İçimde sakladığım bir tek dileğimde mutluluğundu. Gözyaşlarımın ardından hep mutlu olmanı dilerdim yıldızlardan. Zaman öyle acımasız ki, beni dinleyen birini bulmuş iken yine çabuk olmamı istiyor. Zaman... Hep acımasızdı zaten... Son cümlelerimi yazarken benim için çok kutsal olan aşkım kelimesini o kadar çok söylemeyi istedim ki... Bunu anlata bilmek mümkün değil. Benim yazacaklarımın hepsi bu kadar. Umarım ki mutlusundur ve her şey gönlünce olur. Kendine iyi bak...
SENİ UNUTMAK KOLAY OLSAYDI KEŞKE....
YAZAN: NURŞEN (UNUTULMASI İMKÂNSIZ BİR MAZİYE)
08.02.2008
MAZİLER 1 (08.08.2008)
Sevgilim sana nasıl söyleyeceğim, nasıl yazacağım.. Kelimelerim yetersiz, kalemim tutuk. Sana öyle hasretim ki bütün sözler ifadesiz. Senden önce yaşamamışım, senden önce ben ben değilmişim. Sen gittiğinden beri yine kendimde değilim. Seninle yaşadıklarım yetmiyor, anılar kalbimin acısını dindirmiyor. Ayrılık kapıyı çaldı, seni benden aldı. Artık içeri hiç kimse giremiyor.
Sevemiyorum kimseyi, gözlerim senden başkasını görmüyor. Ellerim senden başkasına gitmiyor. Dudaklarım senden başkasını öpmüyor. Geceleri bir yorgan gibi çekip üstüme, karanlığı örtüyorum. Uzak yıldızların ışığı bile bu karanlığı delip geçmiyor. Yıldız yok, ay yok, bulut yok. Umut yok sevgilim. Umutsuz yaşanmıyor.
Sokağa çıksam attığım adımlar boşlukta geziniyor, yağmurlar yağsa damlalar bana seni söylüyor. Çiçeklerin boynu bükük, güneş bitmiş. Dünya benden hesap soruyor. Bu ceza çok ağır sevgilim, bana reva gördüğün bu ceza çekilir gibi değil. Yüreğim sökülüyor.
Hatamı biliyorum, yanlışın farkındayım. Senden özür dileyecek yüzüm yok. İstersen kapının eşiğinde küçük bir taş olayım itip kaktığın, yeter ki uzaklara fırlatıp atma beni. Pencerende bir kuş olayım, elinin tersiyle uçurma beni. İnce parmaklarında solgun bir çiçek olayım, buruşturup kırma beni…
Susup gittin, çekip gittin. Bir namlunun ucuna kurşunu sürüp gittin. .Ama öyle kaskatı öyle ağır ki ruhum, can damarım kesilse bir damla kanım akmaz. Gözlerim ufka dikili, bir küçük kızıl ışık bekliyorum senden. Bir aydınlık teli. Bir umut… Affeder misin beni?
MAZİLER 2 (21.09.2008)
İLK VE SON AŞKIMA
Hiç inanmamıştım aşkım, hem de hiçbir zaman inanmamıştım. Beni kendime düşman edip kalbimin bir yarsını söküp alıp gideceğine... Benden başka herkes biliyordu oysa senin günün birinde beni yarı yolda bırakıp gideceğini. Şu kahrolası dünyada bir ben vardım zaten sana inanan, güvenen, seven ve her zaman her şartta destek olan. Ama sen sana inanmayanları haklı çıkardın ve beni terk ettin.
Seninle birlikte kurduğum dünyayı yerle bir edip gitmene ne sebep oldu bilmiyorum. Ben yalnızca sana âşık değildim sen benim en iyi dostumdun. Neler yapacaksam danışırdık birbirimize, hayatımızı paylaşırdık. Ağlamaktan korkmazdım. Biliyordum ki ağladığımda sen yanımda olup gözyaşlarımı silerdin. Artık ağlamıyorum bile. Seninle ilgili her hatıra acıtıyor yüreğimi. . Nefes alamıyorum. . . Gökhan Özen’i dinlemiyorum. Bütün resimlerimizi kaldırdım. Kimsenin senin hakkında konuşmasına izin vermiyorum.. Hayatta en nefret ettiğin şeyi yapıyorum yani. Artık uzun yıllar yaşamanın pek anlamı yok öyle değil mi? Ne için yaşayacağım ki!
Seninle birlikte hayallerimi de kaybettim ben. Tek katlı bahçeli ve bahçesinde köpekleri olan bir evim olmayacak artık. Sana sürpriz yapacaktım, yatak odamızın duvarlarını en güzel fotoğraflarımızla süsleyecektim. Bütün hayallerime evime çocuklarımıza, mutlu geleceğimize emin olduğum geleceğimize veda etmek kolay mı olacak sanıyorsun. Seni aramıyorum diye, bu kez peşinden gelmedim diye unuttuğumu zannetme. Her zamankinden daha çok seviyorum seni. Şu an şu saniye uğrunda ölebilecek kadar çok seviyorum. Öfkem de aşkımda dinmek bilmiyor.
Senden sonra ben nasıl yaşarım bilmiyorum, ama senin hep mutlu olmanı isterim. Birlikte geçirdiğimiz yıllar içinde seninle yaşadığım her an özeldi, her anı doyasıya yaşadım. Beni çok mutlu ettin. Zaman içinde kızgınlığım geçince seni hep o güzel günlerimizdeki hatıralarla anacağım. Yıllar sonra ben eğer aklına gelirsem bil ki pencerenin önünde en sevdiğin şarkıyı mırıldanıyorumdur yıldızlara “ Sana yine Muhtacım.. “
MAZİLER 3 (26.10.2008)
Sen gittin.. Bir zifiri karanlık, bir zindan yalnızlığı, ağır bir boşluk bıraktın geride. Gittin ve dönmeyeceksin bir daha. Haklısın gidişinde, bu aşkı bitirmekte haklısın. Tek söz söyleyemedim. Yüzüne bakamadım. Karşında ağlamadım. Eridim, tükendim, bittim. Sonsuzlukta bir insan nasıl olur.. Sesi soluğu nasıl duyulur?
Elveda aşkım.. Elveda sevgilim. Sen kendini hiç böyle gereksiz, böyle değersiz, böyle yapayalnız hissettin mi? Ayrılık ölüm kadar acı ve soğuk. Aynalara bakıyorum. Aynada gördüğüm ben değilim. Gözlerim cehennem ateşi.. Dudaklarım mühürlenmiş. Ellerim titriyor. Yüreğim kızgın demirlerle dağlandı. Yokluğunun bedeli çok ağır sevgilim.
Sevinçlerim, hayallerim, umutlarım, renkli dünyam elveda.. Elveda yaşamak.. Yaşamın anlamı elveda. Kimse farkında değil yokluğunun. Sensiz ne hallerde olduğumu kimse bilmiyor. Anlamıyor yitip giden bir aşkın kederini.
Düne kadar en yücesini yaşadım mutluluğun, ayaklarımın altından kayıp gidiyordu toprak, denizlerin ovaların üstünde uçuyordum. Güneş kadar yakındı bana aşk. Güneş kadar sıcak ve parlak. Bıraktın birdenbire, kanatlarım kesildi. Hızla çakıldım yere, boşluğun içindeyim, şimdi hiçbir şeyim. Oysa dünyanın en zenginiydim. Bütün çiçekler bizim için açardı, bizim için ballanırdı meyveler, ekinler bizim için bereketli, sular bizim için çağlardı. Şimdi toz duman içinde kızgın bir çöldeyim. Yönümü yolumu şaşırdım. Sam rüzgârlarına bıraktım gövdemi, sürüklenmekteyim.
Sen bensiz nasılsın, bilmiyorum. Rahat mısın, mutlu musun, bu kadar çabuk beni unutur musun?.. Nasıl birden mazi olursun?
Düne kadar gözlerinden aşkı içtiğim, dudaklarında yüreğimi erittiğim, uğruna bıçaklar çekip dünyaya meydan okuduğum ey sevgili nerdesin? Kimlesin?.. kimlerlesin?.. Kimlerle oynaşır gönül eğlersin? Ben burada, terk edip gittiğin yerdeyim.
Elveda aşkım.. Elveda bir tanem.. Elveda sevgilim! Elveda sana...
MAZİLER 4 (15.11.2008)
ŞİMDİ NE YAPIYORSUN?
Bir gün daha geçti sensiz. Ben yine aynı bilgisayar başında, radyomun sesini az açmış zamanımı ve işimi bitirmeye çalışıyorum. Öyle hasretim ki yıldızlar altında seninle oturmaya, Deniz kenarında oturup martıları izlemeye. Hatırlarımsın İzmit’in sıcak günlerinde yüzümüzü okşarcasına esen rüzgâra doğru bir bankta otururduk, Ben başımı omzuna yaslar denizin ve sonsuz maviliğin birleştiği noktaya dalardım, Sende usulca saçlarımı okşar esen yelin o büyüleyici serinliğine kendini bırakırdın. Şimdi binlerce kilometre uzaktayız, Bazen mesafelere isyan edesim geliyor çünkü en ihtiyacım olduğu an sana, yalnızlığım yanımda oluyor. Yalnızlığım sarıyor senin yerine beni, Yalnızlığım paylaşıyor tüm dertlerimi, Yalnızlığıma haykırıyorum deli gibi sevdiğimi...
ahh yanımda olsan, Deli gibi sarılsam sana, öyle hasretim ki... Elimi kalbime koyduğum her an seni yanımda bulacakmış gibi oluyorum. Sessizce adını fısıldıyorum Gözlerimi kapayarak. Sıcaklığın sarıyor dört bir yanımı. Buz gibi odam birden sıcacık bir mekâna dönüşüyor. Özlüyorum hayatım. Sensizlik çok zor, üşüyorum...
Yazıyorum şuan hissettiklerimi, yazmaya çalışmak kar etmiyor çünkü inan hissettiklerimi yazmaya kelimeler yetmiyor. Meğer ne kifayetsizmiş sözcükler aşkın yanında, Gözlerine bir kere bakmam bir romanı yazmama yeter. Hiç bir şey yerini tutmuyor senin. Soğuk klavyemin tıngırtıları beynimi kemiriyor adeta, Yoksun sevdiğim yoksun işte... Müziğin her notasında sen varsın sanki Bak ne diyor şarkıda, Onur Akın
"Geceyi sana yazdım sızımı sana Tutundum güzel sesine tenine tutundum... Yanarım sana....
Sensizim sana koştum iklimler boyu Uykular yanan liman uykular haram bir vapur geçer dalgasında savrulan ben dön yürek yurduma evine dön ... Yanarım sana...”
Bir gece daha geçti en insafsızından, ayrı kalmak ne zormuş be cancağızım.
Yetmiyor yazmak hasretimi gidermeye Yetmiyor hiçbir şey senin özlemini gidermeye. Anladım ben sensizken yarım kalmış bir roman gibi anlamsızım. Unutma sevdiğim, ne kadar uzakta olursam olayım yine sendeyim. Bir gün uzaklarda yakın olur, önemli olan YÜREKLER BİR OLSUN
zıyor…
MAZİLER 5 (30.12.2008)
Her güne seni düşünerek başlıyorum, seni düşünerek bitiriyorum… Beni nasıl bir eziyetle baş başa bıraktığını bir bilsen. Seni göremeyeceğimi bilerek uyanmak… Ne kadar çok lanet ettim seni tanıdığım güne, hani şu her ay kutladığımız o özel gün. Yanlış anlama sakın, lanet etmem sana değil, sadece bu kadar üzüleceğimi bilsem o bir sürü güzel günü feda edip seni hiç tanımamış olmayı tercih ederdim… Senle ne kadar mutlu olduğumu, kokunu duyarak omzunda yattığım anki hislerimi unutmam kaç yılımı alacak kim bilir…
Söylesene sen nasıl becerdin? Bir kere olsun yardım et bana, beni nasıl bir günde unuttuğunu söyle, sabahları ettim düşünerek ben… Kaç gecemi tükettim, uyandım uyandım, nerede hata yaptığımı düşündüm… Bir kez sormadın bile… Bu kadar kolay mı bir insanın hayatından çıkmak, evden, marketten çıkar gibi, eyvallah deyip gitmek… ''Unutursun, unutursun'' diyen sesin kulağımdan hiç gitmedi aylardır… O dudaklardan mı döküldü bu kelimeler… Bütün inançlarımı, bu güne kadar 'doğru' bildiğim, beni ben yapan değerlerimi sarstın… Ben de ben değilim artık… Öyle büyük bir acı ki bu, şu an bir başkasıyla koyun koyuna uyuduğunu bilmek, artık sen bile deva olamazsın derdime… Kanadı kırık kuşlar bile gülerler şu halime… Umarım bir gün anlarsın…
Onu bunu bırak, çatlıyorum meraktan, gerçekten, ne yapıyorsun, benim gibi düşünüyor musun? Aklından geçiyor muyum, arada bir de olsa, dünyada en çok bunu merak ediyorum... Yok huzursuz olma, mutsuz değilim, ama yalnızca bilmek istedim, seni ve neler yaptığını... Eski sevgilim, beni hatırla, uzaktan da olsa bir merhaba yolla. ..
Rüyalarımda seni görüyorum ısrarla. Ne kadar acı verse de ne kadar uzaklaştırsa da beni mutluluktan kovamıyorum seni rüyalarımdan bile. Benim ol istiyorum, her şeyinle, yo sadece kalbinle benim ol istiyorum, beni sev istiyorum, benim seni sevdiğim kadar olmasa bile sev, sevebileceğin kadar. Dene istiyorum sevmeyi, tanımayı dene. Ama saçma şimdi böyle bir liste yapmak. Kaybedilenin arkasından yas tutmak gerekir bense gelecek planları yapıyorum. Yanlış yapıyorum, yanlışı yaratıyorum hatta.
July 28
Yelken aç diyorsunuz yeni denizlere Âşık ol diyorsunuz yeni birisine. Unut diyorsunuz o zalimi Unutmak kolay olsaydı keşke…
Yaşamayan bilemez aşkı; Acı çekmeyen anlayamaz acı çekeni. Sevmeyen sevgi nedir bilemez. Söylemeyin bana unut diye o zalimi…
Unutmak için sevmedim o zalimi Gidecek bir gün diye hiç düşünmeden sevdim. Gitti ardına bile bakmadan O beni değil ben onu sevdim.
Unut demeyin o zalimi Çünkü! Ben o zalim değilim Unutamam o zalimi…
Sabriye Gizem YALÇIN( www.gitmedesem.com)
Bağlanmayacaksın!
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin onu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
CAN YUCEL
July 08
Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez...
Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında… Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur! Diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... Senin için ölürüm derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama? Hayır, ben senin için ölürüm diye yanıt verirdi hep...
Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma? Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten, hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde satılık? Levhası asılı olan? Ne dersin, bu evi alalım mı dedi adama? Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı… Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim? Diye yanıt verdi adam. Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçiyi. Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık?
Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı. Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut? Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...
Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım! Diye sözünü kesti arkadaşı. O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya... Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...
Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkâr etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, son bir kez kucaklamak isterim seni diyecek oldu ama kadın, defol dedi nefretle...
İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikâyesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.
Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. Sen, buraya ne yüzle geliyorsun diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor! dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı. Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika’daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi...
Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kâğıt duruyordu kutuda. İlk kâğıtta, Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem? Diyordu... Sırayla okudu;
Seni çok sevdim.
Seni sevmekten hiç vazgeçmedim.
Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim.
Fakat benim için ölmeni istemedim.
Şimdi bana söz vermeni istiyorum.
Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?
Son kâğıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın...
Ve son kâğıtta şunlar yazılıydı:
Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...
Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir... Beynimi uyuşturuyor özlemin...
Çok sık birlikte olamasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlıyorum.
Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp mütemadi bir boşluğa dönüşüyor.
Sabahlara seni okşayarak başlamaları akşamları, her işi bir kenara koyup seninle başbaşa karşılamaları özlüyorum; oynaşmalarımızı, hırlaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi, sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü...
Nasıl da serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne yumuşak, bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken... ya da kolyeni çözdüğümde kollarıma atlarken...
Hasta olduğunda, o korkunç kriz gecelerinde günler, geceler boyu nöbet tuttuk başında... O şen kahkahalarına yeniden kavuşabilmek için sessiz dualar ederek...
"Atlattı" müjdesini kutlarken yorgun bedenindeki yaraları okşayarak, doktorun böldü sevincimizi:
"Yaşayamaz artık bu evde... Yüksek binalar ve beton duvarların gri kentinde" dedi, "O gitmeli... Ve kendine yeni bir hayat çizmeli..."
Bilsen, ne zor gitmen gerektiğini bile bile "Kal" demek sana... Ne zor, senin için ebedi mutluluğun beni unutmandan geçtiğini bilmek... Gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur olduğumuzu görmek ve sana bunları söyleyemeden "Git artık" demek...
"Beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa" demek sana ne zor...
Sesimi, kokumu çekip alıvermek beyninden, sesin, kokun hâlâ beynimdeyken...
... Seni görmemek ve belki yıllar sonra karşılaştığımızda bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
... Yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek... ... Ve sonra kendi ellerimle bindirip seni yabancı bir arabanın arka koltuğuna, birlikte güneşlendiğimiz onca yazı, yanyana titreştiğimiz onca kışı, paylaştığımız bunca acıyı, onca kahkahayı ve bütün o uzak yeşillikleri katıp yorgun bedeninin yanına, arkandan pişmanlık gözyaşları dökmek ne zor... ... Ne zor hiç tanımadan seni emanet ettiğim bir şoföre "Hızla uzaklaş buradan ve gidebileceğin kadar uzağa git" demek... ... Yokluğunu beklemek, ne zor...
Bunları düşündükçe, şu anda uzakta bir yerlerde üşüdüğünü sezinleyerek panikliyorum. Bütün engelleri aşıp terkedilmiş caddeleri, kimsesiz sokakları. yalnız bulvarları arşınlayarak sana ulaşmak, sessizce başını okşamak, kulağına sevgi sözcükleri fısıldamak ve yavaşça üzerini örtmek geçiyor içimden... Paylaştığımız bir mazinin, yitirdiğimiz bir geleceğe dönüşmesinden hicran duyuyorum.
Gizli gizli hüzünlendiğim akşamlardan birinde, terketmişlere özgü bir terkedilme korkusunu da yüreğimin derinlerinde duyarak sana koşmak, yaptıklarım ve daha çok da yapamadıklarım için özür dilemek ve
"Geri dön bebeğim" demek istiyorum
Sevgiyi anlatırdın bana durmadan Ellerimi tuttun Gözlerime baktın Sözlerin aşk doluydu sevgiye muhtaçtın hani Sev dedin beni sev ölünceye kadar Yalan Yalan yalancısın sen
Yanımda seven bir aşıktın delice Şiirler dilinden dökülürdü şairce Nasıl kucakladın nasıl sardın beni Yalan yalan yalancısın sen
Oyunmuş oynadığın sevgi aşk adına Geçici bir aşk oyunuymuş yaşadığımız seninle Seven bir aşık oyuncusu nasıl olur sorsalar bana sen senin adresini veririm sen gelirsin aklıma Bukadar yalandan nasıl sever görünür insan soldan sağa bulmaca sorusu cevabı ise üç harfli bildiğim sen Yalan yalan yalancısın sen
Seviyorsan dururmu insan sevdiğini aramadan Merak etmezmi aramadan sormadan Nasıl geçirirki zamanı sesini duymadan seviyorum deme artık yalan Yalancısın yalancısın sen
Nefretime Yem Olacaksın...
SEN GELİNCE… silkiniyor, titriyor ve kendine geliyor şehir… Gün ortası oluyor gece yarısı… Sen gelince gidiyor yalnızlığım,umutsuzluk terk ediyor yüreğimi… İçimi kaplıyor çocuksu bir sevinç… Sokağımın adı “Mutluluk “ oluyor
SEN GÜLÜNCE… gülüyor şehir… Tüm sevinçleri kucaklayıp bana armağan ediyor… Dağılıveriyor hüzünlü bulutlar bir çırpıda… Derin bir huzur kaplıyor sokakları … Ve hareketleniyor yüreğim uçacakmışçasına… Utanıyor şehrin asık yüzü sana bakıp… Tebessümler art arda diziliyor dudaklarımda… Sen gülünce;ben de gülüyorum…
SEN KONUŞUNCA… susuyor,Çıtı çıkmıyor hüzünlerin… Koşar adım uzaklaşıyor ulaşılmaz hayallerim… Susuyor vadesi dolmuş suskunluğum sen konuşurken… Sözlerine sarılarak uyuyorum,sessizliğin yerine…
SEN SUSUNCA… susuyor tüm şehir… Gel-gitlerim bitmiyor kendi içimde… Gidiyorum ama gelemiyorum… Sen susunca..sesler susuyor,ben susuyorum… Bu koca şehir susuyor… Susuyoruz,susmalara lanet ederek…
SEN GİDİNCE… benden gidiyor şehir… Güneşini sırtına sarıp kayboluyor umutlarım ufukta… Yollarım, yollarına düşüyor peşin sıra… Gölgen görülmez oluyor saçlarımda… Ve ben öylece kalakalıyorum koca bir boşlukta… Tıpkı annesinin elini bırakıp kaybolmuş bir çocuk gibi… Öksüz ve yetim… Sen Gelince… Sen Gülünce… Sen konuşunca… Sen susunca… Sen gidince… Vaz geçemiyorum iki nokta arasındaki gel-gitlerden… Ya gel… Ya git… Yanıyor bu şehir içimdeki yangınımla… Söndürmek mi? Ne çare… Yanmakta Güzeldir Bazen… Yakan değerliyse…
Mektubuma, edebiyatın son derece kalıplaşmış kelimeleri olan nasılsın iyi misin? gibi klasikleşmiş sözcüklerle değil de; seni sevdiğimi seni çok çok özlediğimi söyleyerek başlamak istiyorum. Bir insanın yaşayacağı en zor duyguları yaşıyorum belki de... Sana karşı duymuş olduğum özlem, uzun zamandır rüyalarımı süsleyecek kadar güzel olmasına rağmen en büyük eksikliği içime yediremedim. Bazen düşünüyorum da; her şey eskisi gibi olur mu diye? Ama bazen de bunun çok zor olabileceği düşünüyorum.Çaresiz, çok rahatsız bir hastanın beklediği küçücük bir ümit vardır ya, benim ümidimde belki o kadar ama bu ümit benim yüzümde en azından bir tebessüm bırakabiliyor. Aklıma her geldiğinde özellikle geceler.Sabaha kadar düşünüyorum.Her şey nasıl olmalıydı diye kendi kendime.En azından böyle olmamalıydı bence. Aslında sen de haklıydın. Sonsuz bir türlü sabah olmayan gecelerde sana hak verdi zaten. Ne yapacağımı bilmediğim, yapa-yalnız geçirdiğim, bir türlü kimseye açılıp söyleyemediğim çaresizlik içinde akan bu göz yaşlarım senin içindi. Seninle ilk tanıştığım günler, seninle sohbet etmek için can atardım. Her an aklımdaydın. Tek düşündüğüm kişi sendin. İçimde bir korku olmasına rağmen. Bu da ayrılıktı. Okulda evde dışar da aklım hep sendeydi. Bu da bana mutluluk veriyordu ne yapabilirdim ki. Hala bu kadar uzun zaman geçmesine rağmen sana ait hiç bir şeyi unutmadım. Unutamadım. Hatırlar mısın? Bir kez sen de bana unut diye akıl vermiştin. Unutmanın bu kadar zor olabileceğini öğrendim. Unutmak kelimesini o kadar çok özlemişim ki keşke unutabilsem o kadar çok denedim ki. Seni hatırlatacak bir şey karşıma çıkıyor yine. Yalnız kaldığım zaman bir tek şey düşünüyorum. Ne olabilir ki... Bu duygunun nasıl bir şey olduğunu tahmin bile edemezsin. Belki de ilk defa böyle duygular içindeyim. Kendimi çok yalnız hissediyorum. Hayatımda ilk defa bu kadar derin duygular içinden hareket ederek birisine açılıyorum. Bunun zor yanı da duygularımı paylaştığım kişinin sevdiğim kişi olması.Belki de en zor dakikalarımı yaşıyorum şu anda. Şimdiye kadar duygularımdan kimseye bahsetmemiştim çünki... Serin bir gecede, Yaşarın romantik şarkılarının eşliğinde şu yazıyı yazmak o kadar çok zor geliyor ki. Hiç göz yaşların benimkilerle yaşadı mı? Benim göz yaşlarım hiç yalnız kalmadı biliyor musun? Hep göz yaşlarıma eşlik ederdim. Hiçte soramazdım göz yaşlarıma neden ağlıyorsunuz diye? Korkardım... İçimde sakladığım bir tek dileğimde mutluluğundu. Göz yaşlarımın ardından hep mutlu olmanı dilerdim yıldızlardan. Zaman öyle acımasız ki, beni dinleyen birini bulmuş iken yine çabuk olmamı istiyor. Zaman... Hep acımasızdı zaten... Son cümlelerimi yazarken benim için çok kutsal olan aşkım kelimesini o kadar çok söylemeyi istedim ki... Bunu anlata bilmek mümkün değil. Benim yazacaklarımın hepsi bu kadar. Umarım ki mutlusundur ve her şey gönlünce olur. Kendine iyi bak...
SENİ UNUTMAK KOLAY OLSAYDI KEŞKE....
YAZAN: NURŞEN (UNUTULMASI İMKANSIZ BİR MAZİYE)
July 07
Varlığın acı veriyor olsaydı bana;
seni ölümüne Sevmez,
gelmeyeceğini bile bile seni beklemezdim hala.
Ben sensizlikte bile seni "seviyorum" sevgili...
Sen hiç bilmedin ama, yas tuttum ardindan uzaklara gittiginde... Tutunacak bir daldan mahrum kalan sarmasiklara döndüm... Köksüz kaldim, öksüz kaldim, sensiz kaldim, su koskoca dünyada...

ya kendini bırak bana ya da beni bana bırakta yaşayayım. bu nasıl ayrılık bir daha gelme gelme de alışayım. ben senin yalnız kalışlarında tek adresin olamam. ya benim ol herşeyinle ya da unut herşeyimle. yıllardır denedik olmadı suç biraz bende biraz da sende ama uzatmayalım artık sakın bir daha gelme.
sönmüyor ateşimiz ama alev alev de yanmıyor. ayrılık zor ama beraberken de olmuyor. yazılmışsa bir kez ilahi kalemle kaderimiz hiç bir kalem kaderi silip baştan yazmıyor…
ya kendini bırak bana ya da beni bana bırakta yaşayayım. bu nasıl ayrılık bir daha gelme gelme de alışayım. ben senin yalnız kalışlarında tek adresin olamam. ya benim ol herşeyinle ya da unut herşeyimle. yıllardır denedik olmadı suç biraz bende biraz da sende ama uzatmayalım artık sakın bir daha gelme.
sönmüyor ateşimiz ama alev alev de yanmıyor. ayrılık zor ama beraberken de olmuyor. yazılmışsa bir kez ilahi kalemle kaderimiz hiç bir kalem kaderiii
sönmüyor ateşimiz ama alev alev de yanmıyor ayrılık zor ama beraberken de olmuyor yazılmışsa bir kez ilahi kalemle kaderimiz hiç bir kalem kaderi silip baştan yazmıyorrr

|
|
YaLan SöLeme YaLaNım oLuRsun
OyuN OyNama OyuNcağım
OLuRsun!
|

| 

GÜZELİM,ŞİRİNİM,ŞAHANEYİM  ÇEKTİĞİN ÇİLEYE TEK BAHANEYİM  MELEKMİ PERİMİ BİLMEMKİ NEYİM  YAA BEN NE TATLI ŞEYİM
Ne kAdAr zAmAn gEcTi bİlMıYoRuM hAnİ gElİrİm dEmİşTiN Ya BaK HaLa ÜmİtLe sEnİ BeKlIyOrUm...!GeLiNcE SeNi öZlEdİğİmİ AnLaTaMaSsAm ŞaŞmA KoNuSmAk GeRcEkTeN GüCüMüN DıŞıNdA oKdAr cOk BeKlEnTiN Ki...!sEnN iÇiN sAkLaDıĞıM hErSeYi aLdIlAr....gElİrSeN VaZgEc dÖn...YoLa CıKmIşSaN döN....aRtIk GeLmEsEnDe OLuR....!
|
Öyleyse şimdi ben kalıyorum, sen gidiyorsun ya hangimiz yenik, hangimiz galibiz bu hayatta?!!!
SEN BENİM YAĞMURLARIMDA GEZİNEMEZSİN ÜŞÜRSÜN...!
Belki Sandığın Kadar Ukala, Belki Ummadığın Kadar Mütevaziyim!! Biraz Saklıyım.Bazen Yasaklıyım!! Kimseyi Örnek Almam.Kimseye Örnek Olmam!! Arkama Bakmam."ASLA"Demem."KEŞKE"leri Hiç Sevmem. Eleştiri Dinlerim.Nasihat Dinlemem!! Kimse Bana Masal Anlatmasın!!
Çocukken de Sevmezdim Zaten..!
 |
BENDE YÜKSEK GERİLİM VAR AŞKTA KÖTÜ SİCİLİM VAR
Fazla sevdim seni .Fazla sakındım seni gözümden..
Fazla özledim vazla bekledim
Fazla dinledim seni.
Fazla anlattım sana..
Derinliğim fazla geldi sana.
Fazla korktu gözün..
Sense en kolayını seçtin görmezlikten geldin.
Çırpınırken sana,
Sense yaraladın beni her adımda.
Biliyordun çünkü heryerimi, herşeyimi..
Bu acı fazla bedenime, ruhuma kalbime..
Yüreğim fazla yaralandı, kırıldı..
Elinden gelenin fazlasını yapsanda artık
eskisi gibi olamaz ki..
İşte bende hayatımdaki tüm fazlalıkları temizliyorum.
Öncelikle en fazla yeri olan"seni"gönderiyorum hayatımdan.
Özgürsün artık, fazlalıklar ağır gelmeyecek sana..
Ben temizlendikten sonra
Fazlalıkları çıkarınca hayatımdan,
Ruhum eksilmiş, kaybolmuş ama ben çoğalmış olacağım bu hayata..
Doğru ya haklısın ben fazla geldim sana..
İşte bu yüzden fazlasıyla bencillik yapıyorum ve terk ediyorum bu hayatı.
Öylece gidiyorum Fazlasıyla yalnız
Fazlasıyla yorgun Fazlasıyla kırgın
Fazlasıyla bıkkın
Ve fazlasıyla dönüşü olmayan imkansız diyarlara gidiyorum
Gerçi bu elveda da fazla sana ya
Neyse.. Elveda..

|
| |
deqistiremezsiN beNi, kaSma bo$a beN buyuM ... biRaz huySuz biRaz kıRık, beN kendimLe mutLuyum ... вıяgüηмυтℓαкα 
Kalan GiDeni GiDen YoLuNu iyi BiLiR..!
|
Öpüyorsam ayrılığı gözünden Söküyorsam yüreğimi göğsümden Geçiyorsam gözlerinin içinden Sana olan sevdamdandır bilesin Geçiyorsam bir çiçeğin özünden Sana olan sevdamdandır bilesin 
Meğer ne yalnızız insan olmuşsak Yaprak gibi dalda sessiz solmuşsak Yeri gelmiş acıya da gülmüşsek Sana olan sevdamdandır bilesin Yeri gelmiş ayrılığa gülmüşsek Sana olan sevdamdandır bilesin 
Biliyorum sen yine Parmak uçlarında üşüyorsun. Aramızda kıvrılıp yatan uzaklığa İnat, ayaklarınla kasıklarımın Kasırgasını, Ellerinle yüreğimde yaktığın ateşi Düşlüyorsun. Sularımız sızıp karışıyor ay Karanlıkta Ve çırılçıplak bir ırmağa Dönüşüyoruz yatağımızda. Apansız pencerende gülümsüyor Güneş, ne güzel! Bütün parmakların tıkır tıkır işliyor. İştahla biliyorsun, yaşamaktır aşk Geceyle gündüzün sessiz geçişimidir Bir uyku boyunda Delice bir yangın parmaklarının Buzulunda Ah şahrud, Her yerimiz nasıl da şaşırıp kalmaya İstekli! 
Karşılıksız sevebilmekse sevda Gerçek seven küle dönmüş her Çağda Elim kolum bağlanmışsa kıyında Sana olan sevdamdandır bilesin Seydunayım gebermişsem kıyında Sana olan sevdamdandır bilesin |

BIRAKTIĞIN YERDEYİM
 Bir ateş düşerde yüreğine, ararsan beni sevdiğim Bil ki yoruldum, gidemedim, uzaklarda değilim... Yarım kalmış, çaresiz sevdaların, ilk acısında, Oynanmış, kırılmış gönüllerin, son sancısında, Gidene dökülen gözyaşının, her damlasında, Sevmeye küsmüş yüreğinin, tam ortasında, Yokluğunla beni başbaşa bıraktığın yerdeyim...
  Issız, sessiz, kimsesiz, isimsiz bir yerdeyim, Çaresiz, dertli, ümitsiz, sensiz divaneyim. Yıkılmış, eskimiş, anılarla dolu bir viraneyim, Gittin, ama unutma, hep o bıraktığın yerdeyim...
  Kalbim kırık, umutlar tükenmiş, yıkılmış hayallerim, Gönlüm yasta, gözler kurumuş, boş kalmış ellerim, Sevgim hüsran, şarkılar hazin, mezar olmuş gecelerim, Çabam nafile, esirin olmuşum, hâlâ bıraktığın yerdeyim...
   Bir gün, ağır gelirde sevgin, yıkılırsa dünyan başına, Her gün kırılırsa kalbin, kalırsan kimsesiz bir başına, Çekip giderse senin gibi, acımadan, kıyma gözyaşına, Yıkılma sen benim gibi, gel, hâlâ bıraktığın yerdeyim...
|
Dur... Dur... Dur...
 Damarda akan kana. Candan seven insana. Dur diyebilir misin?
  Yağan yağmura. Esen rüzgara Dur diyebilir misin?
Deniz dalgasına Gönül sevdasına Dur diyebilir misin?
 Açan çiçeğe Bir acıya bir gerçeğe. Dur diyebilir misin Doğru söze. Yaş dolan göze Dur diyebilir misin?
 Doğan Güneş'e Dosta kardeşe. Dur diyebilir misin?

Ben Yüreğime Söz Geçiremedim

Umudumu ezip geçti yüreğimin hüznü… masmavi hayallere kapattı yollarını koyu
sessizliklere merhaba derken…. Şimdi ağır yükler bindi omuzlarıma taşıyabilir miyim bilmiyorum…
Gözlerim anlamsız bakarken bugüne bile yarınların hayalini kurabilir miyim? Küçük bir çocuğun ürkek bakışlarıyla görüyorum hayatı
Yeri,göğü,çiçeği,ağacı… En güzeli düşünürken en kötüyü yaşayan gözlerle… Yaşanamayanların hayal kırıklığı… Yaşanmışların pişmanlığı… Yaşanacakların korkusuyla…
 Sonbaharın umarsızca sararıp dökülen yaprakları gibi Güzel düşlerimin rüzgârla savruluşunu izlemek Gün be gün…

Çok zormuş yüreğim… Öylesine zor… Söylesene yüreğim Gündüzün aydınlığı zifiri karanlıklara eş mi olacaktı? Benim her anım gece mi olacaktı…. Cevapsız sorular sıralanıyor ardı ardına beynimde
 Tıkadım kulaklarımı duymasın hiçbir şeyi diye En yalnız anımda sığınmışken Yaradana İstemem yanıma gelmesin kimse…
Sevinçlerimi bilinmeyen yarınlara gömdüm Ve biliyorum yüreğim tek suçlu benim Yaşadığım her acıyı ben sende biriktirdim
Gözyaşlarımı sende sakladım Avaz avaz bağırmadım Çığlığımı duyurmadım

Ne varsa dilimde derinliğine attım… Öyle hüzünlere boğdum ki seni Mutluluğa ayıracak yer bırakmadım… Sitemim sadece kendime Kızgınlığım da…
Umudumu ezip geçti yüreğimin hüznü desem de Umudumu hüznüme yenik düşüren benim… Ben yüreğime söz geçiremedim Ben yüreğimi güldüremedim…


  
  
|
Aşk, sevdiğinin göz yaşına talip olmaktır acıyı yüreğinde kimseye sezdirmeden taşımaktır. Sevgi, sevdiğiyle acısını sevincini paylaşmaktır, Aşk gelmiyeceğini bile bile beklemektir terk edeceğini bile bile ona sarılmaktır. Şüphesiz ve sitemsiz sevgiliden bir yudum sevgi istemek değil ona gökler dolusu sevgi sunmaktır karşılıksız ve çıkarsız. Nerden çıktın karşıma demek değil neden daha önce çıkmadın demektir varmısın böyle bir SEVGİYE

![y1pkEMXJriDTJwyWk60Mb08IENcYwWaFTa8fQBwUBBwC6V6O-nrN-_fqqP93iDYt6_XwHkcx2z21BA[1]](http://byfiles.storage.live.com/y1pEg_HrJz0EvtEPrWjNVof3c3-fv5zwocSHwt_u2VfduknmPNFSnOv0s5Dbb62Q5k0--Br5cVOcts)
Biliyorum bugün kulakların bir başka çınlayacak, anlayacaksın seni yine nasıl andığımı, özlediğimi. Ellerin titreyecek, gözlerin yollarda kalacak, sende hissedeceksin yüreğimde neler hissettiğimi!
Ah, benim geçmişimin hatırasından hatırıma bir daha gelen sevgilim... Seni kalbimin hangi kuytusunda saklamalıyım şimdi? Seni hangi vadilerin rüzgarına yazmalıyım? Hangi rüzgarların elvedasına? Çık gel haydi, hangi gün olursa olsun. Ben beklemedeyim. Telefonların sessiz tellerine, mektupların harf kataloglarına değil, rüzgarlara yazdım adını... Rüzgarlarla bekliyorum seni...
GENÇ BİR ÇOÇUK sewgilisini motorun arkasına almış hızla yol alıyordu birden genç kız: sewgilim çok hızlı gidiyorsun yawasla die seslendi ama cewb alamadı genç çoçuktan bırdaha aynısnı tekrarladi... bu sefer cwp gelmişti bir şartla yawaslarım önce beni sewdini sölıceksn sonrada başımdaki kaskı çıkarp kendi başna takıcaksn kız çoçugun dedinı yapmıştı... ertesi gün gazatelerde bir baslık ölüm ayrdı..... haberin içerigi şöyleydi aşrı hız yüzünden kontrolden çıkan motorun sahibi hayatını kaybederken arkasnda oturan kız arkadaşı kazayı hafif sıyrıklarla atlattı. ama gercek öyle değildiii genç çoçuk motorun frenlerinn boşaldını anlamştı ama kız arkadaşına belli etmemiş son kez kendisini sewdini duymak istemişti we sewdinin hayatı uğruna kendi hayatını feda etmşti işte gercek aşkın anlamı buydu
Artık gitme demeyeceğim, zaten iyice hazırsın bu sefer. Herşeyi yanında götür; anılarımızı, umutlarımızı, sevgimi de al belki lâzım olur. Tek kelime etmesem diyorum, ama etmeliyim, sana bilmediğin bir şeyden bahsetmeliyim; kendimden. Evet, onca zaman tanıdığını sandığın benden. Hırçın yanımı gördün daha çok, oysa öyle uysal bir çocukmuşum ki. Neydi beni zaman zaman hoyrat yapan? Sanırım, düşünmedin. Birini ayrı tutsam da renklerin hepsini sevdim, mevsimleri de. Aslında çok şey var sevdiğim, kavgalar ve savaşlar dışında bir de niye olursa olsun vedalaşma anları.. İsterdim ki uyumlu halimi yaşasaydın daima ama bana hep vurgun saatlerinde geldin, ya da sen vurdun. Uzaklara bakardım uysal çocukluğumda içimde dolmayan derin boşluğumla, denizden gelecek , bir gemi bekledim durdum, sonra yıldızlara baktım yıllarca ve sen sandığım bir yıldıza. Kadınlar, erkekler, çocuklar ve şehirler tanıdım, çoğunu da sevdim. Aşklarım da oldu, hem de uğruna ölebileceğim aşklar, ama en çok seni sevdim. Ve şimdi gidiyorsun, evet git.. içimdeki melek sana dua edecek. Sanırım kahrolmayacağım bu veda sahnesine - senin baban öldü mü? Bu gidiş ölümden beter olamaz. Hangisi doğru bilmiyorum, Seni uğurlayıp öylece kalmak mı? Yoksa, benim uyumamı bekleyip gitmen, benim de sensiz sabaha uyanmam mı? Bence şimdi git, hayır gitme! Yani git de önce üstümü ört, ben uzanayım şöyle, ışığı kapat ve git. Hayır hayır gitme! Yani git de ışığı yak git, ben karanlıktan korkuyorum da! Hem sensizlik hem karanlık bu kadarı fazla. Üstümü de örtme bu şefkat de fazla, ışıkların hepsi açık olsun. İçim burkuluyor sen nasıl gidersen git. Dur, burayı iyi dinle; bir kez daha söylüyorum ve son kez.Seni seviyorum. Sen giderken ben içimden haykıracağım 'kusursuz bir aşktı bu' diye. Kusursuz bir aşktı benim sana büyüttüğüm sen ne yaşadın bilmiyorum... Yine de tanıdı gönlüm yaşadı.Bir kusursuz aşk büyüttüm sana, pişman değilim

Severek ayrılanlar bilirler ayrılığı Sen benim eş ruhumsun Unutmuş olsan hissederdim Unutmuş olsan yanımda durmazdı her sabah hayalin Seni görmek için geri geldim Sen gideli çok olmuş Nereye gidersen git Çantanda bir resmim aklında gülüşüm olsun Ben seni gerçekten sevdim Bitmez demiştim bitmedi
Sevmek,begenmektir. Sevmek, özlemektir. Görmek istemektir sevmek... Ve sevmek, görmeden duramamaktir.Sevmek, israr etmektir. Sevmek, vazgeçmemektir. Pes etmemektir sevmek...Sevmek, merak etmektir. Sevmek, sevdigine "Sevgilim" diyebilmektir. Dokunmak istemektir sevmek. Sevdigine yakin olmak istemektir. Soludugu havayi solumaktir. Sevdiginin haliyle hallenmektir. Ve sevmek, sevdigini yasamaktir. Sevmek, hissetmektir. Sevmek, üsümektir. Titremektir sevmek, Sevgiliyi düsünerek... Sevmek, temmuz günesinde suyu, sicak çöllerde gölgeyi özlemektir. Sevmek, atese düsmektir. Kor olmaktir sevmek, yanmaktir. Sevmek, ölmektir bazen, Sevgilisizligi düsünerek... Sevgilinin ölümsüzlügünü düsünmektir. Sevmek, yok olmaktir Sevgilide... Sevgilinin yüreginde olmaktir. Yüreiginde tasimaktir Sevgiliyi... Ve sevmek, belki bazen sevilmektir. Sevmek, istemektir, hiçbirsey beklememektir. Hesaplamamaktir sevmek... Sevmek, inanmaktir. Sevmek yasamaktir. Sevdigini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktir. Sevmek, sevdigi olmaktir. Sevdigi ile sevdigini paylasmaktir. Sevdigi ile kalbini bölüsmektir sevmek.
...Ki tek kalp olunsun.
Sevgide son yoktur. Biten sevgi yoktur. Bitmis gibi görünen sevgi vardir. Vazgeçis de yoktur sevgide. Yasadikça yasatilir sevilen. Vazgeçmis gibi görünmek vardir bu yüzden.
Vazgeçmek degil...
Sevmekte istemek yoktur. Sevgilinin oldugu yerde son bulur istekler. Birsey varsa istedigin bu senin için degil sevdigin içindir. Hatta o'dan o'nun adina istersin. o'nu daha sonsuz sevebilmek için istersin. Istersin ama birgün gelir bu isteklerde son bulur. Kendinden istersin artik. Sevgiliyi daha çok sevmek istersin kendinden. Sonsuz kilmak istersin o'nu... Sonsuzluga götürmek, o'nunla sonsuzluga varmak istersin. Bu yolda sevgili olur mu olmaz mi. Sevgili bunu belirler sadece. Sevmek, sevgiliden sevgiliyi istemeyi ögrenmektir. Sevmek, sevgiliyi sevgili olmadan sevmektir. Sevmek, sevmek istemektir. Sevmek, beklememektir. Beklentilerin son buldugu bir duraktir o... Öyle ki, tüm gerçekler, tüm dünya silinir gider. Ne o'dan anlasilmayi beklersin, ne o'nu anlamayi... Ne o'nun gelmesini beklersin, ne o'nun Leyla, olmasini... Bekledigin birsey yoktur. Sevmeyi, daha çok sevmeyi becermenin disinda... Sevmek, gücenmemektir. Sevmek, sevgilinin hiçbir sözüne üzülmememeyi ögrenmek demektir. Sevgilinin ölüm hançerine bile "hayir" dememektir sevmek. Sevgiliden gelen her hareketi, her sözü kabullenmektir. Ihanetlere, hainliklere bile üzülmemektir. Sevgiliden gelen ölüm emrine, "ölürüm" diyebilmektir.
Sevmek, ÖLMEKTIR.
Sevmek, ölmeyi bilmektir. Sevgili için yasamaktir. o'nun eli, gözü, kalbi olmaktir. Ama artik o'nun birseyi olunmadigi zaman ölmesini bilmektir.
Sevmek, vermektir. Almamaya yemin ederek vermektir Ama almalar kurtaracaksa sevgiliyi, almasini da bilmektir SEVMEK. Sevmek, tükenmektir. Sevmekten ölürken tekrar varolmaktir o sevgiden. Sevmek, sevgili olmaktir. Sevgilinin yüzündeki gülücük olmaktir. O'nu yasama döndürecek bir damla su olmaktir. Sevmek sevgilinin limani olmaktir. Sevdiginin cani olmaktir. Ölümü istediginde verebilsin diye ölmeden... Sevmek, güvenmektir. Sevmek, onaylamaktir. Sevmek , sevgiliyi bir nefes gibi, bir ses gibi yakin olmaktir. Sevmek çok ötelerde olsa bile yakin olmaktir. Sevgiliye... Sevgilisizken sevgiliyi sevmektir. Sevmek, herseyi göze almaktir. Sevgilinin oldugu cehenneme yürüyüp olmadigi cennete girmemektir sevmek. Sevmek, bir olmaktir. Sevmek, sevmeyi haketmektir. Sevmek, sevgilisiz geçen gecelerin sabahina varmaktir. Sevgilisiz geçen gecelerde sevgiliyi yasamaktir.
ASK, BIR SEVMEKTIR. BIR KERE SEVMEKTIR. VE SEVMEK, BUNLARI GÖRMEDEN BILE HISSEDEBILMEKTIR.
Sana nasil anlatsam bilmiyorum. Ama bildigim tek ama tek $ey seni delicesine cok sevdigim. Seninle öyle bütünle$tim ki ayrilmak degil kopamiyorum senden. Ne seni birakabiliyorum; ne de kendimi hice sayiyorum. Bunlarin ikisini de yapamiyorum. Cünkü artik dü$ünemiyorum. Kafama, benligime o kadar yerle$mi$sin ki; seni oradan cikartmak olanaksiz. Belki kendimi kücük dü$ürüyorum ama sevgide kücük dü$me söz konusu olsa bile seve seve senin icin her adimi atarim. Seni o kadar cok sevdim ki artik a$kim senden bile öte. Seni sevdigimi daglara, ta$lara kisacasi her yere; bütün kainata haykirmak istiyorum Seni Seviyorum!! Bu kelime topluluklarini defalarca senin icin ama yalniz senin icin tekrarlayabilirim. Biliyor musun; seni sevdigimden beri artik cevremdeki her $ey gözüme daha güzel daha ho$ ve de daha ümit verici gelmeye ba$ladi cünkü onlar bana seni hatirlatiyor... Daglar gibi sende icimde cok büyük tutunulmasi zor bir yerdesin. Tepeler gibi sende icimde ula$ilmasi zorsun. Zirveye sadece bir ki$i cikar senin ya$aminda; i$te o da ben olmak istiyorum zirvede tek ben; BEN VE SEN! Su gibi berraksin ama icimdekileri de alip götürüyorsun, yol gibi senin de sonun yok; yani seni sevmenin sonu yok!… Bu böyle nereye kadar sürer bilemem tabi. Bunu ben belirleyemem; ama $unu bil ki seninle ölüme bile varım..!Sensiz gecen bir gün degil bir salise bile dü$ünemez oldum. Sen benim; benligim, varligim, hayatim, gelecegim, cilginligim, sevincim, mükemmelim, sevdicegim kisacasi her$eyim her$eyimsin... Sensiz bir hayatin oksijensiz ya$amdan farki yoktur. Aldigim nefes ictigim su yürüdügüm yol her$eyde sen ve senden izler var. Seni seviyorum...Seni seviyorum...Seni seviyorum...Seni seviyorum...Seni seviyorum!!!!
Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey, Dünyanın en güzel sesinden En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey... Fakat artık ümit yetmiyor bana, Ben artık şarkı dinlemek değil, Şarkı söylemek istiyorum
![03tt0[1]](http://byfiles.storage.live.com/y1pEg_HrJz0EvsJNhY84zWHDVC9eM0QUgtLL2utsPgviCPUAuuzkPkECyHFlfjHusJLt_noVxLEBfg)
June 20 Senden önce öylesine nefes almış bu beden Seni beklemişim ben bir ömür boyu Meğerse hiç bilmeden En büyük aşkımdın belki ama En büyük korkumdun bir yandanda Ya bir gün biterse bu aşk diye Ağlıyorum her gece Ben senin kalbinde hayat buldum Sen alın yazım ilkbaharımsın Yokluğun sanki kıyamet gibi Sevgilim sen benim CANDAMARIMSIN
|
|
|
|